Efe Duyan

Metinler

Engin Çeber’in Unutulacak Ölümü

Posted by fuydan on December 2, 2008

tanımıyorum onu,

milyonlarca gazete küpüründen biri

birkaç saniye göz göze kalmanın dışında

tanımıyorum Engin Çeber’i,

aynı hüzünlü saniyeyi

maske maske dolaştırıyoruz ölülerin yüzünde

adı ergin miydi acaba? “c”yle mi başlar yoksa soyadı?

ölüme ne zaman alıştık böyle,

yaşam ne zamandır

bir yabancı dilde aranan tanıdık sözcük?


sormadım engin çeber kimdir, merak bile etmedim…

bu olsun benim de suçum

herkesin payına düşecekse

günahların ortak yumağından birer parça

bu olsun

eğer kurulu bir saat gibi vahşeti vurup duruyorsa yalan

o kendimden bile gizli bin başlı ejder

o törensel hiçlik, avuntu şurubu

duasına çıktığımız o yağmur karası,

unutkanlık bulutu o

aklımın kuklacısı, gardiyanı kalbimin,

damarda akan renk

sonbahar kokusunda taşıdığım o yalan;

üzerine bastığım yalanlardan toprak parçası

o çok sevdiğimiz kara ve gri topraksa

suçuma ortak etmeliyim herkesi.


kimdi engin çeber, tanımıyoruz.

doğdu, büyüdü ve…

okuyup geçtiğimiz haber yazılmadan az evvel

hastanede bilincini yitirmek üzereyken

ve ondan önce metris’te hücrede,

sarıyer emniyeti ve istinye karakolu’nda

ve caddede itişirken polisle

-ve belki kıyıda börek yedikten hemen sonra-

dünyaya son bakışına inen bir merdivende

yapayalnız kaldı.


ve eminim ölmekten değil

neden öldüğünün anlaşılmamasından korktu

bu örttü devrimin uykusuz gecesini gözlerinde

yarıda kaldı tarihte okuduğu o serüven

bu yalnızlık engin çeber’in değil

bizim yalnızlığımız

ve kalbimin esareti, o da hepimizin.


müşahade koğuşunda ıslatıldıktan sonra

bedenine inerken sopalar ve kapı açma demirleri,

mahkumların küçümseyen bakışı altında,

jandarmanın aptal hıncı,

sinsi elleri polisin, doktorun ihaneti, umarsızlığı gardiyanın

hücrenin soğuk, hastanenin beyaz duvarlarına dokundukça

ve anıları birden doluşup

birden kaybolduklarında

anladı mı acaba öleceğini?


kalbinin son çıkardığı sesi duyabilsem

son baktığın eşyaya dokunup, son sözcüklerini bilsem

ya da ne zaman güldüğünü en son?

-arkadaşların güleçti diyor-

şapkan ne zaman düştü başından?

hapishane girişinde çekilen resimde başın açık

-oysa hiç çıkarmazmışsın-

ve ne düşündün en son, eski sevgilileri mi?

baban için mi endişelendin kendini unutup

gidip arife günü gelecekmişsin –öyle diyor baban-

yoksa “bir çıksam şuradan” diye iç mi geçirdin?

-hayat doluydu diyorlar senin için-

tanımıyorum ki seni engin, öyle miydin,

seviyor muydun o kadar yaşamayı?


yine de göze aldın demek, -öyle demişsin-

yoksa bir gazete küpüründe bu kadar üzemezdi bizi

bu tanımlayamadığım koca boşluk

senin önümüze bıraktığın,

kedere, küfürler arasına açtığın

sevgiye, sözlere, kızmızı karanfillere

kırmızı karanfilden tabutunu taşıyan onlarca ele

onlarca elin sıcaklığına rağmen

ısınmayan bedeninden kalan bu güzelim boşluk

çekmezdi içine bizi

hayat doluydun, kesinlikle

-bunu demeselerdi de bilirdik-

birazdan dolaptan bir şapka çıkaracağım

şapkasız çektikleri son fotoğrafın önümde

acaba ona benzer bir şey miydi taktığın?

bak işte, yine de tanımıyoruz hâlâ seni

seni ve engin çeber’in

unutulacak ölümünü

30 Kasım 2008

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

 
%d bloggers like this: