Efe Duyan

Metinler

Uçurumlar Birleştirir Yüksek Tepeleri: Ece Ayhan Üzerine

Posted by fuydan on August 8, 2006

Takvimler değiştirilirken bir gün yitirilir.”

Bazen yitirmek iyidir.
Yitirmek, hele ki alışkanlıklarsa…
Belleği tazelemek için, bazı kayıtların yanına soru işareti eklenmelidir.
Memleketin şiir coğrafyasında, haritalara körfez niyetine bazı soru işaretleri koymalıdır.
Dağları kahverengi, ovaları yeşil, denizleri mavi ile mi gösteriyoruz. Haritalara kırmızı girmelidir daha çok.
Bazı yerleri kırmızıya boyamalı, bazı kırmızıları ise kazımalıdır.

Ama en önemlisi, sonunda upuzun bir İpek yolu mu denir Likya yolu mu, Galatasaray’dan Taksim’e bayraklarla yürümeye mi benzer bilinmez ama bir güzergâh çıkmalıdır ortaya. İlk bakışta zor görünür kırmızıya işaretli yollardan yürümek.

Ece Ayhan’sa, yalnızca ilk bakışta değil, sonraki bakışlarda da zordur. Bu kadar ilgisine mahzar olmuş tarih gibi, kendi de katman katmandır, altından sürekli yeni bir şeyler çıkartır.

Bazense, karmaşık olmak iyidir.

Ece Ayhan üzerine lafa ya birinden başlanır ya da diğerinden. Dilidir, kilit noktasıdır ile hani şu kapalı şiir meselesidir.

Baştan söylemek lazım. Ece Ayhan kendi şiirini kapalı bulmaz. Kaldı ki İkinci Yeni’yi bile kapalı bulmaz, dahası zaten İkinci Yeni der demez, Ayhan, içerden bakmanın doğallığında İkinci Yenicilerin epey bir kısmını bir çırpıda harcayıverir zaten. Ama buna “vakit var daha”.

Ece Ayhan kendi şiirini kapalılıktan çok şiire daha içkin sıfatlarla tamlar. Yine mi haklıdır? Der ki, sivil şiir ve sivil şair:

“Şiirimiz her işi yapar abiler
Valde Atik’te Eski Şair çıkmazında oturur
Saçları bir sözle örülür bir sözle çözülür
Kötü caddeye düşmüş bir tazenin yakın mezarlıkta
Saatlerini çıkarmış yedi dala gerilmesinin şiiridir

Dirim kısa ölüm uzundur cehennette herhal abiler”

Çikolata renkli olmasa da mor renkli külhani bir şiirden bir bölümdü dinlediğiniz. Morun feminist hareketle nasıl yan yana geldiğini birkaç kez dinlemiş ama anımsamıyor olmakla birlikte Mor külhaninin morluğu, ikinci mevki biletlerinin morluğundandır. Bunu anımsamak iyidir.

Şiiri “kara”dır, “kentten içeri”dir, “parasız yatılı”dır. Bir de “içi açılmamış”tır.

“1. Parşömen kağıtlar okunduğunda, kıvrıktırlar; şiirin ve
2. kadavranın içi açılmamıştır, insan insanın içini hiç.”

İçi açılmamış olmak, doğru gibidir. Ece Ayhan’ın hemen her dönem eksen edindiği bir dışlanmışlık durumu bu içi açılmamışlıkla ilişkilenmelidir. Parşömen, açılsa da hep kıvrık kalacaktır, anne karnına dönmek ister gibi bacaklarını çekmiştir sanki. Şiir de kadavra da, yaşanmışlığı içinde barındıran birer bellektirler. Şiir yazılmış, kadavra ölmüştür. Yine de, başlarından neler geçmemiştir? İnsan insanın içini ise, belki gerçekten hiç açmamıştır.

Peki siyasal bir göndermesi yok mudur bu dizenin? Tarihte, insana dair ve insanca bir yaşamın tarafında olan hemen her şey boğulmaya çalışılmıştır egemen sınıfça. Ece Ayhan ise, dışlanmış ne varsa, işte onun ardındadır.

“Dönüşmeye başlamış Beşiktaşlı kuşçu bir babanın
Taşınmaz kum taşır mavnalarda Karabiga’ya kaçan
Gamze şeyli pek hoş benli son oğlunu
Suriye hamamında sabuna boğdurmasının şiiridir”

Tarih yazıcılığı, bu anlamda Ece Ayhan’ın pek çok döneminde olagelmiştir. Elbette şair olarak. Burada bir yeniden tarih yazımı söz konusudur. En büyük tarih benim tarih şatafatıyla değilse de, yere düşmüş birine yardım eder gibi incelikli bir duyarlıkla yaklaşılır.

"3. Uç Doğu. Anadolu'yu anlatacaktır öğretmen. Haritayı asar. 
4. Bütün sınıf korkmuştur; göller, ırmaklar dökülecekler!"

Yine de, bu incelik, kızgınlığı gizlemez. Serttir:

"Anlatılmaz bir kılıçtır kuşanmış taşırım belimde karaduygululuk"

Hesaplaşmadır da. Tarih, bir arkadaş bulunacak bir bahçedir buradan bakarsak. Çağın, kendi hesaplaşmalarına destek olmak için, tarihten destek aranır sanki. Bu yüzden canlı canlıdır Ece Ayhan’ın tarihsel göndermeleri. Hiç biri raflarda- ki illa tozlanırlar- bekletilmemiştir sanki.

5.Atlasları getirin! Tarih atlaslarını! 
En geniş zamanlı bir şiir yazacağız

Ece Ayhan, “taraftar”larının seveceği, benim de hiç ısınamadığım bir terimle karşı-tarihe merak salmıştır. Resmi olan hiçbir şeyle uyuşmadığı gibi, resmi tarihle uyuşmaz. Hoş, Ece Ayhan da kendi çevresine bir “cumhuriyet” kurulmasına ses çıkarmaz ya, neyse.

6.Nerede kalmıştık? Tarihe ağarken üç ağır yıldız 
Sürünerek geçiyor bir hükümet kuşu kanatları yoluk
7.Çocuklar! ile bile muhbirler! ve bütün ahali! 
Hep birlikte, üç kez, bağırarak, yazınız
8.Kurşunkalemle de olabilir 
Yort Savul!

Zaten her tarih, bir seçme meseledir. Önemli olan, taraf olmaktır. Düpedüz yalan olmadıkça, “gerçek” olmayan tarih zaten yoktur. Ayhan, ezilen halkaları -işçi sınıfını pek olmasa da- temsil etmeyi seçmiştir. Ama her temsiliyet, haksızlıktır. Şatafatlı fetihlerin tarihi yerine, topraklarına el koyulmuş bir halkı anlatmak gerçeği anlatmaktan çok, taraf olmak anlamına gelir. Yoksa her tarih eksiklidir ve iyi ki öyledir. Günün birinde padişahların, fetihlerin, şölenlerin atlandığı bir tarih okuyacağız demektir.

Şimdiyse sorma vaktidir hala:

“peki nasıl oldu hatırladı denizde boğulduğunu
nasıl oldu da peki anlatamıyorum biliyorsun
öyle ölüme düşkün ki biyoloji sıfır
bir şarkı yiyor şimdi şapkalarını orospular eksiliyor

ama yok ne olur ağlama böyle ama yok
şunun şurasında tramvaysız, çocuk olmak turunç olmak

kantocu peruz sahiden yaşadı mı patron?”

Ece Ayhan’ın şiirinde elbette kırılmalar, dönüşümler çokçadır. Kendini yenileyebilmiş uzun soluklu bir şiir serüveni vardı. Kitapları ayrı ayrı ele alınmaya, bu yazıda yapıldığı üzere ortak noktalar üzerinden gidilen bir genelleme yerine, farklılıklarını öne çıkarmaya değerdir.

Diğer yandan, Ece Ayhan’ın kişisel yaşantısı da şiiri kadar tartışıla gelir. Bazen, şairse, dahası sevilen bir şairse, tanışmadan önce üç kere düşünmek iyidir. Şiir, şaire içkindir de ondan ve okuduğu şiiri şairinde görememek hep hayal kırklığıdır. Neyse ki, görüldüğü örnekler de hiç az değildir. Ne de olsa, şair kimliğini tümden kızağa çekmek bu satırların yazarı için aklı selim bir hareket olmayacaktır.

Ece Ayhan şiirin kilit noktası, vakt-i zamanında Edip Cansever’in vahiy yoluyla gönderdiği, pek çok eleştirmenin pek beğendiği, yazının başında hani şu Leyla’yı sandala atıp hikayesini çağrıştıran dil hikayesidir. Cansever haklıdır, eleştirmenler nasılsa yanılmamışlardır. Bir tek Leyla ile dili birbirine bağlayan “meçhul”dur ama bir “öğrenci anıtı” değildir:

“Devletin ve tabiatın ortak ve yanlış sorusu şuydu: 
-Maveraünnehir nereye dökülür? 
En arka sırada bir parmağın tek ve doğru karşılığı: 
-Solgun bir halk çocukları ayaklanmasının kalbine!dir.”

Burada, çocukluk ve bilgeliğin içe içe geçtiği bir kurgu hissediliyor. Soruyu doğru cevaplayan, bir çocuktur, arka sırada oturur, tek karşılıktır. Ayaklanma ise çocukların ayaklanmasıdır, solgundurlar ve kalpleri, beslendikleri yerdir. İkisi de Ece Ayhan’ın dil konusundaki duyarlılığına gönderme yapar. Haklıdır da, utanır sanki haklılığından. Anlaşılmamış dinlenmemiş kim varsa, onunu şiiridir. Dil de, ortak ve yanlış sorulara verilen, yüzyıllardır oluşmaya devam eden ama siyasal bir karşılıktır. Dilin resmi ağzı da gündelik kullanımı da ortak ve yanlış bir cevap olur soruya. Bir nehrin nereye döküldüğünü, bu yüzden başka bir dille, ayıklanmış, depreme uğramış bir dille söyleyebiliriz ancak. Konuşmak için, söylenecek şeye uygun sözcükler, uygun zaman kipleri gerekir.Ece Ayhan’ın dilsel bir başkaldırı içinde yazdığı muhakkaktır ve bu dilbilimciler tarafından yeterince kurcalanmıştır. Ama kilit nokta, eğer hakikaten kilitlemek ile ilgiliyse olabilir; ama “en önemli öğe” anlamına geliyorsa pek de yerinde benzetme değil demektir.

“Gerçeklikte, gemiler terketmektedir fareleri.”

İktidar karşıtlığı gölde olmasa da şiirde tutan bir mayadır. Zira, tek tek bireylerde yoğunlaşmayı getirir. Ayhan’ın sivillik tutkusu, hiç ödül kazanmamış olması, bürokrasi ve resmiyete fitil olması anlamlıdırlar. Toplumun dışına itilmiş insanları sahiplenmesi, ayrımcılığa, ahlaki kalıplara ve hemen her tür şiddete karşı durması da iyidir. Şiddet, işkence ile, yasaklarla söz konusu olduğunda hatta ruhsal boyutta bile kabul edilebilir değildir ve Ayhan iyi ki bu meseleleri didik didik etmiştir. Ancak, sınıflı toplumların tarihi boyunca ayyuka çıkarılması gereken bin bir insanlık lekesinin yanında, devrimci bir alt üst oluşu imlemeye gelince Ayhan şiiri fazla ipucu vermemektedir. Bu nokta, iktidarın, emekçi sınıfları ezen iktidar olmaktan çıkıp, soyutlaştığı noktada düğümlenir zaten. Muhaliflik, bilindiği üzere, bir yerde seçilmiş taraf adına iktidar talebine dönüşmezse, bertaraf olmaya mahkumdur. Ayhan sahnesinin toplumun çeperine mahkum kişileri, siyasal iktidardan çok ahlaki baskı mekanizmalarıyla alıp veremediği olanlardır.

“intihar karası bir faytona binmiş geçerken ablam
caddelerinden ölümler aşkı pera’nın”

Ayhan’ın “sahibinin sesi gramofon”da çalan bir ahlaki isyandır.

Ucu ise hala açık… Kapanın elinde kalacaktır!

Ece Ayhan’ın geniş zamanlı muhalefeti, kendisi ile ilgili yazılanların epey bir bölümünü oluştursa, bu yazıda övülmüş de olsa, yine biraz mitseldir.

Her ne kadar Ayhan’ın kişiliğine dair cümle kurmayacağız demiş olsak da, yabancı dil bilmeyen, lise mezunu hatta neredeyse parasız yatılı olmayan şairleri –daha çok İkinci Yenicileri- şairden -daha çok da İkinci Yeni’den- saymadığı bilinir. Ece Ayhan okuru, çocuksulukla gizem perdesini birleştiren, acı çekenler ile empati kurma oyunu oynar biraz. Önder Otçu’nun taşı gediğine oturttuğu gibi, “Ece Ayhan okurunu değil, okuru Ece Ayhan’ı seçmiştir”. Aynı taş bir kuş daha vurmaktadır: “Belleği kontrolden çıkmış, başı bozuk bir “video-editing” aygıtının işlevini andırdığı, hafif bilinçdışına kayan bir yönsemeyle, şiirin yaşanmış olan zamanlarla, olgularla ilişkilendirilmesini (sanki “ezilenleri” anlatıyormuş, hatta onların arasındaymış gibi okunmasını), kendi şiirinin “yanlış bir sağlaması”nın yapılmasını bizzat destekler.”

Ece Ayhan, modern bir peygamber imajını ve başının üzerindeki muhalefet halesini kendi takmamıştır, takanlara da takmayın dememiştir ama. Burada oyun, az biraz çocuksuluktan çıkar. Kaldı ki, şiirin şairi üzerine hiç söz söylememek, eğer şair arkasında durmalıdır yazdığının, mücadelenin bilfiil içinde olmalıdır diyorsak, doğru bir tavır değildir. Ama bu parantez ile yetinmek gerekiyor.

“Ne zaman elleri zambaklı padişah olursam
Sana uzun heceli bir kent vereceğim
Girilince kapıları yitecek ve boş! 

Azizim, güzel atlar güzel şiirler gibidirler
Öldükten sonra da tersine yarışırlar, vesselam!”

 Bu yazının, Ece Ayhan üzre söylediği yeni söz yok gibidir. Zira Ece Ayhan, az okunan, az bilinen, ama üzerine çok yazılmış bir şairdir. Ancak Ece Ayhan’ın, anarşizan duruşu, sosyalistlerce pek sahiplenilmemiştir. Bu kopukluk, hem anarşist çizginin genel muhalifliğinden kaynaklanır hem de buradan kaynaklanmaz.

Buradan kaynaklanmaz çünkü, Ece Ayhan’ın muhalif tavrı, tarihi ters yüz etme çabası, dildeki sınıfsal öğeleri reddetmesi, ezilen halklara yönelik duyarlılığı ve hiç durmayan siyasal nabzı ile sola ve soL’a yakındadır. Ancak aynı süreklileşmiş muhalefet, her türlü iktidara mesafeyi getirir. En azından kitapta böyle yazar. Bu nedenle Ece Ayhan’ın şiiri, kendinde bir şey olarak anlamlıdır. Kendi dedikleri ile upuyumludur. Ama hayatın içinde kendini anlamlandırmaz; ipilgisizdir mücadele ile.

Sanat mücadelede yok işe yaramalıdır yok sanatın güzel olması yeter tartışması değil bu. Böyle bir tartışma artık önemsiz. Dahası böyle bir seçim yerine, tartışma başka bir zemine taşınmalıdır. Tarihte gerçek yoktur merçek vardır dedik ama, Ece Ayhan’ın ufuk çizgisinin, dünyanın ne tarafa döneceği tartışmasına teğet geçtiği de gerçektir.

Olsun. Varsın geçsin.

Ne demişti Galileo mahkemeden çıkarken?

-Uçurumlar birleştirir yüksek tepeleri

EFE DUYAN, 25 Haziran 2006

 http://sol.org.tr/index.php?sbt=13&yazino=857

_uacct = “UA-471686-1”; urchinTracker();

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

 
%d bloggers like this: