Efe Duyan

Metinler

Kendinden Kaçarken Kendine Tutulmak: İsmet Özel Üzerine

Posted by fuydan on August 8, 2006

Türkiye’de, sözünün arkasında durmak şu günlerde çok da mühim değil. ‘80 sonrası Türkiye yalnızca rüzgarın estiği yönden konuşanlara alıştı. Zaten kimse, sözün ardından koşmuyor artık. Söylenen, yitiyor kısa süre sonra.

Ya da, tam tersine ve tam da bu yüzden çok önemli. Sözün ardında durmak, kimse önemsemediği için daha da önemli oldu. Bu siyasi olduğu kadar etik de bir mevzu.

Tam da bu yüzden, “döneklik” aslında oldukça kişiselleşiyor her zaman. “Dönek”lerin, daha radikal olduğu söylenegelir. Geçmişin izlerini silmek için belki de gereklidir bu.

Ancak geçmişin izleri ne kolay siliniyor ne de bazen silmek kurtuluş oluyor.

Zira, silgi silerken silinir de.

İsmet Özel tam da bu açmazla karşı karşıya. Bilindiği üzere çok da uzak olmayan bir zamanda kırk yaşına kadar yazdığı şiirlerden oluşan bir seçki çıkardı. “Erbain”in önemli bir kısmı, Özel’in “solcu” yıllarına ait şiirler. Özel’in bu dönemi kolayca silip atmak gibi bir şansı yok. Kendisini şair yapan dönem, bu dönem.

Ancak sahiplenmek de kolay değil hani. Bunca hır çıktıktan, kendi kimliğine uzun yıllar boyu ihanet ettikten sonra… İsmet Özel’i, bizzat İsmet Özel öldürmüştü üstelik.

İşin ilginç yanı, bu kodlamadaki pürüzdür. Öldürmüş müdür?

Daha ilginci, bu pürüzü dillendiren de Özel’in kendisidir. Bir konuşmasında, dikkatli bakıldığında edebiyata adım attığı yıllardan bu yana aslında pek de değişmediğini söyler. Alttan alta aynı şeyi söylüyormuş. Pes, mi?

Yoksa bir doğruluk payı mı var? İki Özel, pardon üç Özel arasında dünya kadar fark mı var? Yetmişlerin sonuna doğru İslami camiaya ısınmaya başlamışken, son yıllarda bu cemaatin içinde aradığı saflığı bulamadığı için Türkçülükte başka bir saflık aramakta.

Elbette bütün Özeller arasında dünya kadar fark var. Türkçü Özel ile din-i bütün Özel arasında belki daha az. Ama 70’lerin gürbüz sesiyle, şimdilerin pes tonu çok ayrılar birbirinden.

Yazılan şiirin siyasal çerçevesi değişince şiir değişecektir.

Ama kimi izlerin sürülebilir olduğu açıktır. Bir dönemin solcu şairini, biraz “yapı bozumuna” uğratınca; azıcık sözcükleri kazıyınca altından yine solculuğun çıkacağına emin olunmamalıdır. İsmet Özel, siyasal olarak kopuşlarla ya da döneklikle tarif edilebilecekken, şiirini aynı radikallikle bölmelendirmek zor.

Burada genel bir imaj sorunu vardır. Şair, nasıl görünüyorsa, şiir de biraz öyle anlaşılır. Gerçi bu şiirin biraz da doğasında vardır. Şiir, yazmaktan çok konuşmaya yakındır. Konuşandan bağımsız değildir hiçbir söz.

Şairin yaşantısı, şiiri bütünler. Bir anlamda şiirsel metin kendi içinde bitmiş bir dilsel malzeme sunmaz.

Bu yüzden şair, şiir yazan değildir. Şair, şiir de yazar.

Bu ayraç bir çok başkasını getirir. Her şeyin şiiri yazılamaz bu durumda. Yazılmaya değer olan ancak şiirleşebilir. Biçimsel güzellik diye bir şey bu durumda zaten yoktur. Güzellik, biçimin içeriğe uygun olmasından doğacaktır. Özel’in girdiği yollardansa güzellik çıkmayacak.

Ezan sesi duyulmuyor
Haç dikilmiş minbere
Kâfir Yunan bayrak asmış
Camilere, her yere

Özel’in şiirini temellendiren dertleri insani içeriklerden mahrum görünüyor. Kendini “Müslümanlar arasında dışlanmış bir Yahudi” gibi hissetmeye başladığından beri, Türklüğü “Müslümanlar içinde kafirle savaşmayı göze alabilecek” tek ve üstün bir millet olarak tanımlamaya başladığı biliniyor. Ancak, böyle bir ideolojik çerçevenin şiiri olabilir mi? Kimin önünde yeni pencereler açmak mümkün?

Şiir tam da bu noktada tarihseldir. Tarihsel açıdan, ‘geri’yi işaret eden ideolojik motiflerden sanat çıkma olasılığı yoktur. İnsanlığı ileri taşıyamayacak bir düşünce, sanatı hiçbir yere taşıyamaz. Yunus Emre’nin İslami çerçevesinden kesinlikle şiir çıkmıştır. Ancak yüzyıllar öncesinin kültürel değerleri artık kendini tekrar edecektir. Aynı durum, dünyaya sermaye sınıfının gözlüğünden bakanlar için de geçerlidir. Statükoyu korumak isteyen bir anlayışın sanatı da sığ sularda gezinecektir.

Öyle ise gel kardeşim
Hep verelim el ele
Patlatalım bombaları
Çanlar sussun her yerde

Yan yana gelmek çanları susturmak demek artık. Birleşmek kendinden olmayanı dışlamak anlamına geliyor. Kardeşlik, cemaate kurban ediliyor.

“Of not being a Jew” kitabından iki dize gülünç değil mi:

Biz burada bin şu kadar yıl binlerce çocuk
Ahrette buluşmacasına bahse tutuştuk.

Şiirde, hemen her dönem kullanılmış olan çocukluk ve saflık, gerici bir bağlamda, dizeler düzeyinde bile saçma duruyor. Çocukluk, güme gidiyor.

Elmayı heyet karşısında
Isırmadıysan sana şair demezler
Denemeye gelmez güvenmezsen dişine
Elmaya hart diye geçer sanma takma dişler.

İsmet Özel, bir kez daha şair’in önemini dile getiriyor. Direnmenin önemini. Daha doğrusu, bu sıfattan vazgeçemiyor. Siyasal otoritenin dizi dibinde otursa da, muhalif görüntüsünün çekiciliğine kapılmadan edemiyor. Yine ve yine komik oluyor. Muhaliflik, yitiyor.

Bu dizelere devam edebileceğimi sanmıyorum. İsmet Özel üzerine derli toplu bir eleştiri yazmam ise mümkün değil. Bunlar kızgınlıkla yazılıyor. Aslında kırgınlık mı demeli?

İsmet Özel’i yine ve yine de sevebilir miyiz? Keşke ayrıştırabilsek bir çok şeyi. Belki bazı şeyleri, ama duyguları kopartıp ayrı ayrı yaşamak olmaz gibi. İsmet Özel’in sevdiğimiz dizelerini, İsmet Özel’i unutup ben sevemiyorum. Zaten gerçekte de bir kişilik bölünmesi var gibi durmuyor.

Süreklilik çeşitli boyutlarda sürüyor. Dikkat edilirse, İsmet Özel’in siyasal dönüşümü genellikle şiirsel bir dönüşümle bağlantılandırılmaz. Bence doğru da değil. İsmet Özel, solcu olduğu dönemlerde, Halkın Dostları zamanlarında, şiirine solcuymuş gibi bakıldı. Ancak şiirinin siyaseti kadar keskin virajlar almadığı da ortada.

Ortada olan bir başka durum, bu durumda Özel’in solcu döneminin şiirlerini sahiplenmek konusunda da ara ara tereddüt etmenin yararlı olacağı.

Bununla hesaplaşılması gerekiyor. Şairi solcu diye, şiirine laf uzatmamak bize yakışmaz.

Yakışmayacak diğer tavır da, şiiri şairinden bağımsız, dahası ağırlıklı olarak biçimsel karakterine bakarak değerlendirmek.

Bu da tam tersi bir yöne işaret ediyor. Özel’in solcu döneminin şiirleri, yine de bir solcunun şiirleri olarak okunmalıdır. Çubuğu bükerek değerlendirmekte bir sakınca yoktur. Eskilerin deyişiyle, yaman çelişki!

Özel’in ilk döneminde dozu kaçmış ben merkezciliğe, sevgi yerine haddinden fazla şiddete rastlanabilir. Aranırsa, ataerkil değerlerin öne çıkmasından, benlik duygusunun toplumsal ölçekten mahrum edilir edilmez burun buruna kaldığı melankoli, hatta kaybedenler güzellemesi eğilimlerine varılabilir.

Özel’in deli dolu edası ise bütün dönemleri boyunca süregelmiştir. Dinsel motifli şiirin yaygın öğelerine rastlamak zor. Mesih havası ise, sanki hep vardır. Ama yine dolgun bir ses tonu ile vardır. Ama bu Altıok’un “ölmeyi bilmediğine göre, paslanmış yapışkan haçını/ ıslık çalarak sokaklarda sürükle”yecek olan Mesih’i değildir. İnsanlık adına konuşmaz. Kendisi adına konuşur. Mesihliğini ona veren, bu kendi adına konuşma yetkisidir sanki.

Kendini geri çeken,–bu defa kendi söylediklerine rağmen- susan bir Mesih değil karşımızdaki. Suskunluğu bile yüksek sesle söyler Özel. “Toparlanın kalıyoruz”, Ahmet Kaya’nın “toparlanın gidiyoruz”unun karşına dikilir örneğin.

Muhalif tonlaması ise soldayken elbette daha keskindi, insanı sarıp sarmalıyordu. Siyasal kimliği, kişisel yaşantının içinden çıkartmaktaki ısrarı, doğru bir ısrar olsa gerek.

Ancak yer yer baudelairevari bir kişisellik, bu dönemde bile sol değerlerle bütünüyle uyuşmuyordu. Kapitalist toplumun pisliklerini görmek, iletişimsizliği, samimiyetsizliği, değer yitimini eleştirmek, hangi şairin uzak durabileceği izleklerdir? Özel’in şiirine hayat veren motifler ise, hala bu muhaliflikte saklı. İslami muhalifliğin de kendini geçersizleştirdiği ortada. Acıyı kutsallaştırmak ise belki yüz elli sene öncesine kadar şiirseldi, artık değil.

Öte yandan, Özel’de kavga, sola içsel bir kavga gibi de durmaz öncesinde.

Yeryüzünün aşkın yüzü olmasından çok, bir mücahitin ses tonu vardır. Oysa yaşadığımız dünya, tüm rezilliğine rağmen sevilesidir. İsmet Özel’inse inceliğinde bile, bir mesafe vardır. Delikanlılığında, bir ukalalık sezilir. Dünyadan çok kendiyle ilgilidir. İnattan çok hırs vardır.

Bununla birlikte lafı gediğine oturttuğu ve her şeye rağmen üzerine bir yazı yazılmasını gerektiren dizeleri de bulmak için uzun uzun aramak gerekmez.

altıkırkbeşte vapur ve sancı geç saatlerde
eski savaşçılar vesair geçmiyor bulutlardan
çiçek alıp eve götürüyoruz
bunun bir delilik olduğunu bile bile

Bazı dizeler, insanın gündelik hayatına sızar. Olur olmaz zamanlarda, daha doğrusu tam zamanında aklına düşer. İş ile ev arasına sıkışmış hayatı, kapitalizm çıktı çıkalı artık pek bir şey ifade etmeyen değerleri, incelikleri özlemeden yaşamak zor zaten. Bu dizelerin sürekli akla gelmeyeceği bir hayat yaşayabilmek daha da zor.

Benim adım bilinen bütün cevapların üstüne mühürlenmiş
Ellerim tütsülenmiş
Evlerin yeni yıkanmış serin taşlıklarında
Dirgenler, bakraçlar, tornavidalar
Bende kül, bende kanat, bende gizem bırakmadılar
Gövdem açık bir hedef kılındı belalara
Ve bu yüzden yakışıksız oluyor
İnsanları hummalı baharlar olarak tanımlamak
Ve bu yüzden göğsümde dakikalar
İnce parmaklar halinde geziniyor
Konvoylar geçiyor meşelikler arasından
Bir yaprak kapatıyorum hayatımın nemli taraflarına
Ölümden anlayanı ciddi bir yaprak
Unutulacak diyorum, iyice unutulsun
Neden büyük ırmaklardan bile heyecanlıydı
Karlı bir gecede bir dostu uyandırmak

Özel’in şiirsel dünyasının devingenliği bu bölümde hissediliyor. Neredeyse tek solukta okunuyor upuzun bölüm. Bu hararet, metne heyecanını da veriyor. Bir dostu uyandırmak, ona bir şey söylemek söylenen şeyden bile önemli neredeyse. Irmağın sesi, duyuluyor sanki, sohbetin sesini önceliyor.

sen o baygın sevgilerin adamı değilsin.
sana yaşamak düşer çarkların gövdesinde
bin demir kapıyla hesaplaşmaktan omzun çürümelidir
bin çeşit güneşle ovulmalıdır gaddar ellerin
yürü yangınların üstüne, kendi alevini de getir
çarpıntısız dakikası olur mu devrimcinin
ki
ölüm
her yerde uyanıktır
alestadır korkunun yardakçıları
tez kızaran güllerden kendini sakın
sevgiler ürkütsün seni, aşk ayrı-
Aşktır diye geri geldin o çekiç seslerine
bıraktın vazgeçilmez ırmakları
gönlüne kar yağdırıyorsa çocuk sesleri yetsin
dikkat et hiçbir şey ıslatmasın namluları.

Bu dizeleri de aynı kızgınlık ve kırgınlıkla geçiriyorum. Başka yolu yok. Özel üzerine, insanın kendini soyutlayarak nesnel bir zeminde yazması gerçekten güç. Ama, keşke ile başlayan hiçbir cümle kuramam. Sonuçta her “sevgi/ yüreği dört açıp/ nefret de edebilmek için/ biraz cesaret” değil midir?

İsmet Özel ise gün geçtikçe savruluyor. Savruldukça, eskiyle köprüleri atmak ile geri dönmek arasında bocalaması doğal. Gittiği her yer, daha az insani, daha az şiirsel. Bu ise, nostalji demek.

Bu anlamda İsmet Özel, İsmet Özel’i öldürüyor mu, yoksa git gide ona daha mı çok bağlanıyor, bundan emin değilim.

Kendinden kaçarken kendine tutuluyor!

Nasıl mı bitmeli bu metin? Şöyle:
“Rıhtıma varmayan ceset elbette hatırlanmaz.”

EFE DUYAN, 3 Haziran 2006

http://sol.org.tr/index.php?sbt=13&yazino=312

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

 
%d bloggers like this: