Efe Duyan

Metinler

Sanat Cephesi Açıyoruz

Posted by fuydan on March 1, 2006

Bir ülkede sanat üzerine dergilerin bu kadar kısa ömürlü olmasının nedeni nedir? Kafa kurcalamayacak gibi değil. Amatör dergiler değil sadece. Kelli felli bir çok yazarın yazıp çizdiği, oturaklı mı oturaklı bir sürü dergi, hiç beklenmedik bir anda “yayın hayatını sona erdirerek” sanatın tarih tarafına göçüyor.

Aslında bu anların o kadar da beklenmedik olduğu söylenemez.

İşin garip tarafı, tek özelliği uzun süredir çıkıyor olmak olan bir dergiye, sırf bu nedenle saygıda kusur edilmediğine şahit olmaktayız.

Taşıran damla genelde ekonomik sorunlar oluyor, evet. Daha doğrusu, son giriş yazısı, bu sorundan bahsediyor çoğunlukla. Ama kimi zaman bir derginin “son” sayı çıkartmasının gerçek nedenlerinin itiraf edildiği de oluyor.

Ve bu neden, çoğunlukla çıkmak için iyi bir nedeninin olmamasıdır.

“İlk” sayı çıkartmak hiç zor olmasa gerek. Can sıkıntısından bile birkaç sayı çıkartılabilir. Ki bence hiç de kötü bir neden değildir. Ancak yeterli olacağını yine de sanmıyorum.

Derginin bir açığı kapatıp kapatmaması da o kadar önemli değil.

Önemli neyi değiştirmek için çıktığıdır.

Fotoğraf olsun mimarlık olsun durum çok değişmiyor. Picus kapanıverdi işte. Magazin ile edebiyat bir araya neden gelmesindi? Hem kimi popüler isimlere sanat camiasınca icazet verilecek, hem de edebiyatın reklamı yapılacaktı.

Türkiye’de edebiyatın git gide daraldığı bir dönemde makul bir düşünce. Ancak edebiyatın kurtarıcısı, yazar fan kulüpleri olamaz. Bu bir kez daha tasdik edilmiş oldu. Daha kolay tüketilir ürünler deva olamadığı gibi, daha “rafine” işler peşinde, gurmeler için hazırlanan dergiler de bir türlü palazlanamadılar. Aslında sorunu, edebi metinlerde aramak başlı başına bir sorundu.

Milliyet Sanat da tam da popülerlik sevdası sayesinde düze çıktı çıkacakken, aynı nedenden dibe vurmamış mıydı? Büyük Leyla zamanlarında garip gurup erkek veya kadın dergilerinin tirajına yaklaşabilmiş az sayıdaki sanat dergisinden biri olarak, popülaritenin sığ sularında dalgalarla oynaşmakta şu sıralar.

Sanatın geniş kesimlerle buluşamaması sorununu, iyi işlerin çok seyrek çıkıyor olmasıyla ilişkilendirmek için dahi olmak elbette gerekmiyor. Ancak bu iki derdi birbirine bağlayınca, işin işinden çıkılamıyor işte. Daha çok ilgi çeksin diye, daha popüler işlere sürükleniliyor sürekli. Bundan kaçındıkça da, bir türlü sınırlar aşılamıyor.

Türkiye’de sanat ile popülerlik arasında bir kan uyuşmazlığı var. Bir türlü bir araya gelmiyorlar. Aradaki bu mesafe nedeniyle bir türlü popüler sanat dergileri, yeterince popüler olamıyor.

Aslına bakılacak olunursa, bir dergi, tam da bu ortamı dönüştürmek istiyorsa, çıkmaya devam edebilir. Bu durumdan faydalanmaya çalışıyorsa değil.

İki ucu boklu değnek mi? Pek sayılmaz.

Daha doğru bir soru şöyledir. Sanatın toplumun geniş kesimleriyle buluşma konusunda büyük eksikleri gerçekten var mı?

Belki de yoktur. Eksiklik de yaratılan bir şeydir.

Başka bir soru.. Sabancı müzesini 115 bin kişi ziyaret etmiş.. Ne çok değil mi? Çok mu güzel? Yoksa lanet mi olsun? Bunu bilmiyorum ama bu kadar insanı Tatlıses’in konserinde kimsenin yadırgamayacağı aşikar. Picasso’da iş bambaşka bir hal alıyor.

Sergi ne Picasso’yu Picasso olarak tanıtıyor tam olarak, ne de Picasso’nun ideolojisi veya sanat tarzı böyle bir ilgiyi kendiliğinden doğuramaz.

Picasso’yu tüm dünya sanatını alt üst eden tek kişilik bir ordu olarak insanların kafasına kakıp, bir dünya da reklamı yapıldığı için bu kadar ilgi gördü sergi. Umut vadedici bir gelişme olduğu söylenemez Türkiye’de resim sanatı açısından. Çünkü tam da değişmesi gereken noktalara sırt yaslayarak yapılmış bir iş.

Sanatın toplumda daha geniş kesimlerle buluşmasını sağlamak için, başyapıtlar üretmek gerekmiyor. Edebiyatçılar “anlaşılmaz” yazdığından işçi sınıfı kitap okumuyor değil ki. Memlekette güzel müzik yapan kimse yok da ondan mı abuk sabuk müzikler çalıyor her yerde?

Ha çok şahane filmler çekiliyor ama bunları gösteren sinema yok, olağanüstü öyküler birbirini ardına yazılıyor ama dergi bulamıyorlar yayımlanmak için.. Mi? Elbette değil. Öyle ya da böyle kendini ifade ediyor sanat. Bunun için çok çaba harcamak gerekse de, bir şekilde çözülüyor. Sorun, bu çabanın sadece kendini ifade etmekle sınırlı kalmasında.

Sermaye sınıfının, sanatı bir sanat piyasasına dönüştürmek için önce alıcısını dönüştürmesi gerekiyordu. Böyle de oldu. Kendi kurumlarını oluşturması gerekiyordu. Dağıtım şirketinden, reklam kampanyalarına kadar ayarlanmalı ve sanat borsa sektörlerinden biri olmalıydı. Girişimciler kendiliğinden çıktı zaten.

Aynı süreç tersinden işletilmelidir. Sanatçılar, toplumla bağını kurarken yalnızca kendileriyle değil, toplumla da hesaplaşmalılar.

Eğer sanat, dünyayı olduğu gibi kabul etmek niyetinde değilse… Pürüz çıkartacak, sesini yükseltecekse…

Kendini de daha gürültülü ifade etmeli.

Başta, sanatın bir yalnızlık biçimi olarak yaşanmasına karşı çıkılmalı.

Sanat toplumsallaştırmalı.

Okunan bir kitap okunduğu ile kaldığı müddetçe, yeterince enerji üretemiyor. Yarattığı heyecan mutlaka paylaşılmalı. Mücadele eden sanat, insanları birbiriyle buluşturmak zorundadır. Elini taşın altına sokmadan, rahatı bozmadan nasıl mücadele edilebilir ki?

Sanat Cephesi, işte bu buluşmayı gerçekleştirecek. Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde ve Nazım Kültürevi’nde ve başka yerlerde, bir arada mücadele edilecek. Sanat Cephesi, bu bir aradalığın yayını olacak.

Sanat insanları biraz olsun dönüştürmek demekse, bir sanat gazetesi ile sanat merkezi arasındaki bağ çok sıkı olmalıdır.

Sanat Cephesi, “Nazım”larda yapılan her şeyi daha keskinleştirmek, daha hedefe dönük bir hale getirmek içindir. Bağımsız bir kültür sanat dergisi olarak algılanmamalıdır. Sanat Cephesi’nde çıkacak her yazı, mekanda bir karşılık bulacaktır. Mücadele etmek için yan yana gelme çağrısı yapacaktır.

Nazım’larda tartışılacak, Nazım’lardan beslenecek, mücadelenin gündemini belirleyecektir.

Bu gündemi ise açıkça sanatı her açıdan sola yaklaştırmaktır. İdeolojik mücadeleyi önüne koymuş tüm sanatçılar için böyle bir zemine gereksinim var.

Tam da bu zemine uygun düşecek şekilde, bütün yazılar imzasız basılacak, sanatta tek başınalığın yerine kollektivizm konacaktır. Bilmem kaç kitabı olan, şu kadar ünlü sanatçı ile, bir matbaa işçisinin bastığı kitap hakkında bir yazısı yan yana konmalıdır. Tüm mesele de zaten, sanatçıyı aslında yalnızlaştırmaktan başka işe yaramayan ününden arınmasıdır. Piyasa mekanizmalarının dayattığı bu ün tuzağına karşı, kimlikli ama mücadeleci bir cephe örmek önemlidir.

Bu da sanat alanında örgütlü hareket etmekle mümkün ancak. Sanatı sanatçı merkezinde ele alan algılama alışkanlıklarını terk etmek gerekiyor. Edebiyatın kavga eden, birilerini kızdıran ve pek çoklarını cesaretlendiren, kafa karıştıran ve kafa açan bir kimliğe bürünmesinin yolu buradan geçmektedir. Yalnızca sanatçı değil okur da örgütlenmeli, dönüştürülmelidir. Dahası, dergilerde dizgi yapan grafikerlerden, kitapçıda çalışan görevlilere kadar herkes bir araya getirilmelidir. Edebiyatın bugün temel sorunu kopukluktur. Ne tek başına yazanlarla ne de tek başına okuyanla uğraşarak bir yere varılabilir. Yalnızca yazar değil, okur da yetiştirilmelidir. Edebiyat için geçerli olan üç aşağı beş yukarı diğer sanat dalları için de geçerli. Sanat ortamının tümüne karşı bütünlüklü bir dönüşümün araçlarını oluşturmamız gerekiyor.

Günümüz sanat ortamının düzeysizliği ve darlığına karşı bir arada mücadele etmek tek çıkış yoludur. Mücadele edilmesi gereken, daha doğrusu karşıya almaya değecek figürler bile artık kolay kolay bulanamıyor. Sanat ortamının kendisi nefes almakta zorlanıyor. Nasıl emekçi sınıfların nefes almasına yardımcı olsun. Oysa olmalı.

Sanat Cephesi, kendi kendine yeten, sanat sevicileri ile barışık, akıllı uslu sanatı karşısına alan ve yeni yolları zorlayacak herkesi buluşmaya davet ediyor.

Gelin ve Sanat Cephe’nizi İstanbul Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde ve Ankara Nazım Kültürevi’nde okuyun. Daha fazla tartışalım. Biraz ortalığı karıştıralım. Daha büyük işler için kolları sıvayalım.

 

Efe Duyan

One Response to “Sanat Cephesi Açıyoruz”

  1. adem tok said

    sizinleyim..

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s